Sağlık

Stres ile savaş, gençlik, ergenlik ve evlilik!

Stresle savaş

Stres ile savaş gençlik, ergenlik ve evlilik | Zararlı etkenler sebebiyle stres ile savaş, organizmanın belirli sistemlerinde ve işlevlerinde değişikliklere yol açar. Bu değişikliklerin farklı evreleri de, çeşitli belirtilerin, yakınmaların ortaya çıkmasında rol oynar.

zararlı etkenlerin neden olduğu zorlanmaya karşı organizmanın tepkisine “genel uyum belirtileri” dendiğini söylemiştim. Genel uyum belirtileri, zararlı etkenlerin organizmayı zorladığı, organizmanın bedensel ve ruhsal tehdit ve tehlike karşısında bulunduğu zaman ortaya çıkar.

Stres ile savaş: Tehlike, direnç, çöküntü adını alan ve birbirini izleyen üç ayrı evreyi içerir.

 

Savaşma ve kaçma,

• Organizma zararlı etkeni değerlendirirken, savaşma ya da kaçma kararı alırken, eskiden kazandığı, öğrendiği davranış kalıplarını kullanır. Bunlarla ya alışıla gelen, mekanik biçimde davranır ya da yeni kalıplar bulur. Böylece bir dizi bedensel ve ruhsal işlev harekete ge-
çer. Bunlara bağlı belirtiler ve yakınmalar ortaya çıkar.

Organizma zorlanmayla savaşmaya karar verirse, önce bilinç durumundaki haberdarlık ve uyanıklık artar. Durumluk kaygı düzeyi yükselir. Sampatik sinir sistemin çalışması etkinlik kazanır. Bu değişmeler doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kandaki adrenalin düzeyini yükseltir. Sonuçta ortaya çıkan belirtiler de organizmayı savaşa hazırlar. Bunları şöyle toplayabiliriz.

Stres ile savaş ve beden!

 

Beden stres ile karşılaştığında yaradılıştan gelen otomatik kalkanlarını açar;

• Kalp vurum sayısının artması, başta merkezi sinir sistemi olmak üzere bütün organlara ve sistemlere daha çok kan gitmesini, oksijen taşınmasını sağlar. Böylece organlar ve sistemler daha çok ve daha verimli çalışmış olur.

• Kan basıncının yükselmesi ve solunum sayısının artması da aynı amaca hizmet eder.

• Kas geriliminin artması, savaşmak için gerekli olan bedensel gücũn odaklaşmasına yarar.

• Göz bebeklerinin büyümesi algının kolaylaşmasına, zararlı etkenin daha doğru ve iyi tanınmasına yardımcı olur.Depolanmış şeker ve yağın kana geçmesi, savaşmak için gerekIi olan enerjinin ham maddesini sağlar.

• Kanı pıhtılaştıran mekanizmaların işlerlik kazanması, savaşma sırasındaki olası yaralanmalara ve kan kaybına karşı organizmayı önceden koruma altına alır.

Boyun eğme,

Boyun eğme; özdeşleşme ve benimseme biçiminde kazanılıp kullanılan davranış kalıplarından birinden ötekine geçilebilir. Ayrıca herhangi bir toplumsal etkiye karşı önce boyun eğme ve baş kaldırma sonra özdeşleşme daha sonra da benimseme yoluyla uyum davranışı gelişebilir.

Bir genç, sigara içmemeyi, önce babasının cezalandırmasından korktuğundan; sonra babasına benzemek, onunla özdeşleşmek için; daha sonra da bu davranış kalıbını benimseyerek öğrenir.

Kaçma yada savaşma,

Düşünce sürecinde ortaya çıkan çatışmanın yarattığı durumluk kaygı düzeyine göre ortaya çıkan kaçma ya da savaşma biçiminde davranışlar insanın topluma uyumunu bozabilir. Bu davranışlara “uymama davranışları” ya da “uyumsuz davranışlar” adı verilebilir.

Davranış kalıplarına boyun egerek kazanıp kullanan ve topluma uyum sağlayan gençler kimi kez bireysel ya da toplumsal nedenlerle ters tepki verebilirler. Artık büyüdüğüne, erişkin olduğuna inanan genç babasının “sigara içme” önerisine ters tepki vererek sigaraya
başlar.

Böylece babasına başkaldırıp bağımsız davrandığını sanır. Oysa bu bağımsız davranış olmayıp, babasının önerisine bağımlı olarak gelişen bir davranış biçimidir. Başka bir deyişle, bağımlı uymama davranışıdır. Bu davranış nedeniyle genç babasıyla çatışır. Aile ortamına uyumu bozulur.

Boyun eğme ve Baş kaldırma,

Davranış kalıplarını özdeşleşerek kazananlar, topluma uyum sağlamak amacıyla kimi davranış kalıbını bir süre kullanırlar. Düşünce sürecindeki çatışmaya bağlı olarak kaçma ya da savaşma biçiminde yeni davranış kalıpları oluşunca özdeşleştikleri davranış kalıplarına karşı tepki ortaya çıkar.

Topluma uyumsuzluk başlar. Öğretmenini beğenen ona değer veren güvenen genç okulun ilkelerine uyar. Ancak öğretmenine duyduğu beğeni azalırsa, güveni kalmazsa okulun da
ilkelerine uymaz, bağımsız olarak davranmaya başlar.

İnanç ve benimseme,

Gençlerin bir bölümü özdeşleşerek kazandıkları davranış kalıplarını benimserler. Özümserler, kendilerine mal ederler. Bu davranış kalıpları o gencin tutumu olur. Onların bilinen, tanınan davranış özelliği durumuna gelir. Tutum belirli bir uyaran karşısında insanın duygu, düşünce ve davranışlarına ilişkin bilgileri içerir.

Özetle benimsenerek kazanılan davranış kalıpları, bir anlamda, toplumsal etkilere karşı
insanlardaki bilgi birikimi olarak kabul edilebilir, Topluma benimseyerek kazandığı bilgi birikimiyle elde ettiği davranış kalıplarıyla uyum sağlayan gençler bağımsız davranabilirler. Ancak bunun içinde özgür toplumsal ortama ihtiyaç duyulur.

Burada gencin boyun eğme ya da özdeşleşme sonucu kazandığı davranış kalıplarının sürekliliği
söz konusudur. Peki büyükler hep doğru mu söyler?

Babasıyla özdeşleşmesi sonucu onun “alkol ve sigara” kullanma önerilerini kabul eden genç, bir süre sonra alkol ve sigaranın zararını anlar. Alkol ve sigaraya karşı olan davranış kalıplarını benimser. Hatta alkol ve sigarayla savaşan derneklerin çalışmalarına katılır.

Stres ile savaş! Büyükler hep doğru mu söyler?

Babasına, annesine, Kuran kursu hocasına boyun eğdiği için başörtü takan genç kız bir süre sonra gerçek Müslüman olmak için örtünmenin (teseddür) gereğine inanır. Bu davranış kalıbını benimser.

Hatta arkadaşlarının da örtünmesi için çaba harcar. “Örtünme özgürlüğü”nü savunmak için mitinglere, yürüyüşlere katılır.

Buraya kadar anlattıklarım içinde bulunduğu gruba, yaşadığı topluma uyum sağlayan gençlerin boyun eğme, özdeşleşme, benimseme biçiminde uyma davranışlarını gösterdiklerini ortaya koymaktadır. İçinde bulunduğu gruba, yaşadığı topluma uyumlu gencin ruhsal yaşantısını bilmeden bu uyumunu nasıl sağladığını anlamak, bilmek olası değildir.

Davranış kalıpları,

Kimisi davranış kalıplarının baskısına boyun eğerek; kimisi bir süre için bu kalıplarla özdeşleşerek; kimisi de bu kalıpları benimseyip savunarak uyum sağlamaya çalışır. Bu gençler grupla, toplumla uyumlu görünürler. Ancak hepsinin ruhsal yaşantısında aynı denge ve düzeni, mutluluğu bulmak olası değildir.

Bu gençlerin düşünce süreçlerinde kazanıp kullandıkları davranış kalıplarına göre çatışmalar ortaya çıkar.

Bu çatışma boyun eğen gençlerde ödüllendiren-cezalandıran; özdeşleşen gençlerde benimsenen-özdeşleşilen; benimseyen gençlerde de kendisine özgü olan ve olmayan davranış kalıpları arasında olur.

Ruhsal çatışma,

Ramazanda oruç tutarak içinde yaşadığı topluma uyum sağlayıp ödüllenmiş olan genç, açlığa, susuzluğa dayanamayıp oruç tutmak istemezse, “günaha girip” din açısından suçlu sayılan öteki dünyada cezalandırılacak bir davranış yapacağını düşünür. Böylece büyük bir çatışmaya düşer.

Laiklik ilkesini benimseyen genç, iş yerinde beğendiği, değer verdiği arkadaşlarının, yöneticilerinin davranış kalıplarıyla özdeşleşir. İş zamanı namaza gider. Cuma günleri işi bırakıp “Cuma Hutbesi’ni” dinler. Ramazanda iftara yetişmek için işten erken çıkar. Sahura kalktığı
ya da gece sahura kadar oturduğundan sabah uykuya kalıp işe geç gelir.

Stres ile savaş!
Stres ile savaş!

Böylece güncel yaşantıyla ve iş sorumluluğuyla dinsel yaşantıya ilişkin davranış kalıpları arasında çatışma başlar.

Laik davranış kalıplarının benimsemiş olan bu kalıplardan ödün vermeyen genç çalıştığı yerde arkadaşları ya da yönetici tarafından namaz kılmaya, oruç tutmaya, “cuma”ya gitmeye zorlanırsa onların davranışlarıyla çatışır.

Birçok genç, stres ve mahalle baskısı, toplumsal baskı, denetim ya da suçlama nedeniyle
davranış kalıplarını zorunlu olarak kullanır. Bunların etkisine boyun eğer.

Annesinin babasının baskısından, denetiminden, suçlamasından korkan genç kız onların “erkeklerle konuşma” önerilerine boyun eğer.

Cahiliye baskısı,

Ancak kendi duygu ve düşüncelerinin etkisi altında fırsat buldukça erkeklerle arkadaşlık yapar, onlarla konuşur. Ailenin ya da Kuran kursu hocasının baskısıyla ve “günah” korkusuyla başörtü bağlamaya boyun eğen genç kız, böyle bir günaha inanmıyorsa evinin, kursun bulunduğu çevreden uzaklaşınca başörtüsünü çıkarır.

Gencin, topluma uyma davranışı özdeşleşme biçiminde de kazanılabilir. Bu tür davranışın kazanılmasında insanlar arası iletişim, etkileşim durumu rol oynar. Özdeşleşme, gelişmekte olan çocuk ve gencin toplumsallaşma süreci içinde kullandığı önemli savunma düzenlerinden biridir.

Sürüye uymak,

Bu düzenle çocuk ve genç topluma uyum sağlar. Öte yandan gençler içinde bulundukları grupta, yaşadıkları toplumda beğendikleri, değer verdikleri, güvendikleri, hoşlandıkları insanların davranış kalıplarını kabul ederler, bunlarla özdeşleşirler. Böylece gruba, topluma uyum sağlarlar.

Uyumunu bu biçimde sağlayan gencin özdeşleştiği insana, insanlara karşı beslediği olumlu duygular azalır ya da kaybolursa bu uyum biçimi de bozulur. Babasına güvenen ve saygı duyan genç, onun “alkol ve sigara kullanma” önerilerini kabul eder. Ancak babasına güveni sarsılır, saygısı azalırsa alkol ve sigara içmeye başlayabilir.

Rol modeller,

Annesini beğenen ona değer veren genç kız onun giyinme, süslenmeyle ilgili önerilerini kabul eder. Annesi gibi gösterişsiz, sade giyinmeye çalışır. Ancak arkadaşlarının, çevrenin, annesinin giyimini, süslenmesini eleştirdiklerini duyunca annesini beğenmez, ona değer vermez olur. Kendine göre giyinip süslenmeye, takıp takıştırmaya başlar.

Genç, içinde bulunduğu grubun önderine değer verip inanarak bir mezhebe, tarikata bağlanabilir. Ancak, değer verdiği, inandığı önderin kendi çıkarını düşündüğünü, insanları sömürdüğünü görünce mezhepten kopar, tarikattan ayrılır.

Saygıyı kaybetmek,

Bir siyasal parti başkanının radyo ya da televizyondaki konuşmasından hoşlanan genç o partiye oy verebilir. Ancak hoşlandığı parti başkanının çevresini, yakınlarını koruduğunu, onları zengin etmek için çalıştığını görürse oy verdiği, yakınlık duyduğu partiden uzaklaşır.

Gencin, topluma uyma davranışı benimseme, özümleme, kendine mal etme biçiminde de kazanılabilir. Bu durumda genç içinde yaşadığı grubun, toplumun ortak amaçlarını, beklentilerini, duygularını ve inançlarını benimser.

Ergenlik döneminde gencin evde ailesi, okulda öğretmeniyle çatışması ve sürtüşme-
si artar. “Daha çok çalış” önerileri ve başarısızlık gençte kaygı, kızgınlık ve öfke yaratır. Bu duygulanım durumlarının düzeyi yükseldikçe başarı şansı daha azalır. Böylece genç, aile ve okul zorlanmaya yol açan ergenlikte kısır döngü stresi içine düşer.

Gençlik çağındaki duygulanım ve bilişsel değişikliklerin belirli bir şiddeti ve süreyi aşması, normal sınırların dışına taşması, sürekli kaygı, sıkıntı, ilgisizlik, durgunluk, içe kapanma, aşırı çoşku, kızgınlık, öfke gibi belirtilerle ortaya çıkan ruhsal bozuklukların ya da bir ruh hastalığının başlangıcı da olabilir.

Stres ile savaş! Gençlikte ruhsal değişim,

Gençlik çağında, ruhsal ve toplumsal değişme ve gelişme eriginlikle (buluğ) başlar. Erginlikten sonraki bir iki yıl içinde gittikçe hızlanarak ve ruhsaldan toplumsala doğru kayarak gençlik çağının erişkinlik çağıyla kesiştiği noktalarda son bulur.

Gençlik çağının en önemli ruhsal özelliği kişiliğin gelişmesi ve oluşması için gösterilen çabadır.
Bu çağda genç kimliğini arar. İçinde bulunduğu ailede, çevrede, grupta toplumda amacını, beklentisini, duygularını, düşüncelerini, inançlarını, tutum ve davranışlarını belirlemeye ve saptamaya çalışır. Kim olduğunu, ne olacağını, ne yapacağını, kimlere nelere inanacağını,
tūrlü konular ve sorunlar karşısında ne düşünüp nasıl davranacağını arar.

Stres ile savaş! Gençlerin arayışı,

Bu arayış içinde, başkalarıyla kurup sürdürdüğü iletişimlerden bilinçli ya da bilinç dışı, bilerek ya da bilmeden, isteyerek, ya da istemeden sürekli olarak etkilenir. Kimine “evet” der kabul eder, ki-
mine “hayır” dese de başkalarından gelen iletiler gençte iz bırakır. Onun davranış ve tutumunda değişiklik yapar.

Gencin toplumda rol ve yer sağlaması ve kimliğini bulması özdeşleşme (özdeşim) aynılaşma, benimseme, benzeme, bir olma, taklit (dentification) süreciyle gerçekleşiyor. Bu süreç çocukluk çağındaki özdeşleşmeden farklı olup, genci yeni arayışlara sürükler.

Kuşak çatışması,

Bilindiği gibi çocukluk çağında anne ve özellikle baba başkalarından daha farklı algılanıp değerlendirilir. Onlar fastastik ve gerçekdışı bir görüşle güçlü, üstün varlıklar olarak kabul edilir. Yaş ilerledikçe, çocuk-gençlik çağına yaklaştıkça anne babanın dokunulmazlığı azalır, başkalarıyla
karşılaştırılıp gerçekçi olarak değerlendirilir.

Bu durum gençlik çağında hızlanır. Ergenlikte kısır döngü stresi ile kendisini evrenin merkezinde etkin ve güçlü gören genç, anne babasının etkisiz, güçsüz, yetersiz görmeye başlar. Belleğindeki anne baba imgesinin silinmesi, gencin onlara duyduğu güveni azaltır. Hatta onları eleştirir, küçümser. öte yandan ailelerin, anne ve babasının, yakın çevrenin uzantısı olmaktan kurtulmak için değişik ve yeni iletişim kaynakları arar.

Gençlere çevre etkisi,

Her iļeti gençte olumlu olumsuz iz bırakır, davranış değişikliği yapar. iletişim yaptığı kaynakların ve kişilerin özelliğine göre, giyinmesini, oturmasını, yürümesini, konuşması ve duruşu değişir.

Ergenlik stresi ve zorlanma öncelikle bedensel değişmeden ve gelişmeden kaynaklanır. Bu değişme ve gelişmeyi yapan iç salgı bezlerinin işlevi dengeleşimi bozar. Yeni dengeleşime uyum süreci içinde de zorlanmaya bağlı belirtiler ve yakınmalar ortaya çıkar.

Bedensel ve ruhsal yatkınlığı olan gençlerde bu belirtiler ve yakınmalar psikolojik hastalıklara, davranış bozukluklarına ve ruhsal hastalıklara yol açabilir.

Stres ile savaş! Ergenlik gerginliği,

Erginlik ve onu izleyen ergenlik stresi dönemlerinde bedensel değişme ve gelişme gencin temel ilgi alanını oluşturur. Gençte bedensel değişme ve gelişmelere ilişkin birbirine karşıt, çelişik değerlendirmeler olur.

Kızlarda göğüslerin büyümesi, aybaşı döngüsü; erkeklerde erkeklik organının gelişmesi, sakal çıkması; kızda ve erkekte boyun uzaması, kıllanma, yüzde çıkan ergenlikler erişkinlik belirtisi olarak değerlendirilir.

Bir yandan bunları ortaya çıkarmak, bunlardan sözetmek, başkalarına göstermek için çaba harcanır, fırsat kollanır; öte yandan bunların bedeni, yüzü çirkinleştirdiği düşünülür. Bu nedenle genç sıkılıp, üzülür, çevreden uzaklaşır. Bu çatışma kaygı düzeyini yükseltir, zorlanma olasılığını artırır.

Ergenlik değişim stresleri,

Öte yandan gencin kendine özgü biçimde oluşturduğu çirkinlik ve güzellik kavramları arasındaki çatışma da kaygı düzeyini yükselten önemli etkenlerden biridir. Genç kendisine örnek olarak aldığı, kendisi için tasarladığı beden ve yüz güzelliğinden çirkin ve farklı değerlendirirse kaygılanır, idealindeki ölçülere, güzelliğe ulaşmak için gereksiz ve yersiz çaba
harcar, zorlanır.

Stres ile savaş! Kuşak çatışması,

Gençlik çağında duygu ve düşüncelerin çabuk değişmesi çatışma olasılıklarını artırır. Kaygı düzeyini yükseltir. Genci zorlanmaya yatkın duruma getirir. Bilindiği gibi gencin duygulanım durumu çabuk değişir. Mutlu olan, neşe ve sevinç duyan genç bir süre sonra sıkılır, kızıp öfkelenir, kin ve nefret duyar.

Duygulanım değişmeler doğrudan kaygı düzeyini artırdığı gibi, gencin başkalarıyla iletişiminin bozulması sonucu da kaygı düzeyinin yükselmesine neden olur.

Gençlik çağındaki duygulanım değişmeleri bilişsel işlevleri de olumsuz biçimde etkiler. Algı, dikkat, bellek, düşünme, mantık, uslamlama gibi bilişsel işlevlerin çalışması, verimi düşer. Gencin başarısı, becerisi, çalışması, verimi azalır.

 

Kaynak
Sağlık ekleri

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Reklam Engelleyici Algılandı

Merhaba. Sitemiz yoğun bir emeğin ürünüdür! Sitede dolaşmak için lütfen Reklam Engelleyicinizi Kapatın.